OKUL FİKRİNE ÇOCUĞUMU NASIL HAZIRLAMALIYIM?

OKUL FİKRİNE ÇOCUĞUMU NASIL HAZIRLAMALIYIM?

Okul” kavramı çocuğun hayatında yeni bir kavramdır ve bu yeni kavramla birlikte çocukta yeni bir duygu bu yeni duyguyla birlikte yeni davranışlar geliştirecektir. Bu nedenle ilk olarak çocuğun okula duygusal olarak hazırlanması gerekmektedir.
Okulu ve öğretmeni bir otorite gibi aktarmak ‘’Öğretmen duysa çok kızardı.’’, ‘’Okulda da böyle yaparsan kimse seni sevmez.’’ gibi cümleler korku uyandırarak çocuğun okuldan, öğretmenden geri çekilmesine yol açar. Bunun yerine okulla ilgili olumlu konuşmaların yapılması çok önemlidir. Çocuğun okula başlama konusunda kaygıları var ise aile bireyleri ilk olarak kendi komik ve eğlenceli okul anılarını anlatabilir.

OKUL AÇILDIĞINDA NELER YAPMALIYIM?

Okula uyum süreci en önemli olan etken devamlılıktır. Çocuğun okula devamlılığının düzenli sağlanması okula uyum sürecini kolaylaştıracaktır ancak ailelerin bu konuda kararlı davranması gereklidir.  Bazen aileler çocuk üzülmesin diye bir iki gün okula gitmemesinin ona iyi geleceğini düşünebilirler fakat bu uyumu zorlaştıracaktır. Çocuğa okula gitmemesi durumunda yapılan etkinliklerin onsuz yarım kalacağını söylemek gerekir.
Çocuğun okulla alakalı kaygıları yargılamadan hoşgörüyle dinlenilmeli sorunun kaynağı anlaşılınca aile bireyleri ve çocuk neler yapılabileceğini konuşup planlamalı gerekirse yardım alınmalıdır.

SAĞLIKLI AYRILMA NEDİR?

Çocuğunuzla vedalaşma süresini kısa tutmanız önemlidir. Vedalaşma sahnesi ne kadar uzarsa çocuk için bu süreç daha çok zorlaşabilmektedir. Burada önemli olan duyguyu yansıtabilmektir. “Çok zor biliyorum, aklımda tutuyorum seni, söylediğim saatte seni alıyor olacağım.”
Çocuğunuzun öğretmene, okula alıştığını hissettiğinizde, siz olmadan da okulda kalabilecek duruma geldiğinde ve öğretmeniyle de hemfikir olduğunuzda; kaçmadan, öperek, güle güle diyerek çocuğunuzun yanından sağlıklı bir vedalaşma yaparak ayrılmanızdır.

ÇOCUĞUMUN OKULA ALIŞMASI NE KADAR ZAMAN ALIR, BU SÜREÇTE NE YAPMALIYIM?

Okul, alıştığı, güvendiği ev ortamından, bilmediği bir ortama doğru atılan ilk adımdır. Her çocuk, okula başlama ve alışma sürecini kendi gelişim hızına göre yaşar. Çabuk uyum sağlayabilme, çocuğun belli bir düzeyde bilişsel, duygusal ve sosyal olgunluğa erişmiş olmasını gerektirmektedir. Bu sebeple çocuklar, arkadaşları ile karşılaştırılmamalıdır. Kimi çocuk ilk gün adapte olup sorunsuz ilerlerken kimi çocuğun yeni bir ortamla başa çıkmayı öğrenip uyum sağlaması zaman alabilir. Uyum sürecini, çocuğun mizacı, daha önce gitmiş olduğu okuldaki deneyimleri ya da hiç okul deneyiminin olmaması da etkiler.

UYUM SÜRECİNİ DESTEKLEYECEK TAVSİYELER

  • Okul alışverişine çocuğunuzla birlikte çıkın, alınan malzemelerde mutlaka onun da fikrine başvurun.
  • Okula nasıl gidip geleceğini, okulda kaç saat zaman geçireceğini ve eve geldiğinde onu kimin karşılayacağını çocuğunuza aktarın. Belirsizlik çocuklarda kaygı yaratacaktır.
  • Nasıl bir ortamın onu beklediğini, okulu, sınıfı ve öğretmenleriyle ilgili bilgi verin.
  • Çocuk evden okula giderken mutlu ayrılmalı telaşlı bir temponun içinde kendini bulmamalıdır. Unutmayın siz telaşlı olursanız telaşlı; mutlu olursanız mutlu olacaktır.
  • Eşlikçi ebeveyn belirlenmelidir. Örneğin, çocuğu okula anne getiriyorsa ve kapıda anneden ayrılmakta zorlanıyorsa, vedalaşma süreci uzuyorsa, çocuğu okula anne yerine baba getirmelidir.
  • Okulun nasıl geçtiğini sormak isteyebilirsiniz bu doğaldır ancak ısrarcı olunmamalıdır. Çocuk okula uyum göstermeye başladıkça sizlere o zaman paylaşacaktır. Odağını kaygıya çekecek ‘’Bir sorun yok değil mi?’’ ‘’Sabahları ağlamıyor artık benim oğlum/kızım’’ gibi söylemlerden uzak durulmalı olumlu cümleler kurulmalıdır.

 

Psikolog Aybüke Uysun

ÇOCUKLARDA TUVALET EĞİTİMİ

“Çocuğum tuvalet eğitimine hazır mı?” “Tuvalet eğitimine ne zaman başlamam gerekir?” “Tuvalet eğitimi kaç gün sürer?” gibi her ailenin aklında soru işaretleri oluşabiliyor. Öncelikle tuvalet eğitimi her çocuğun hazır oluşuna bağlı olarak farklı dönemlerde tamamlanabilmektedir. Bu eğitime başlayabilmek için çocuğun fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimi de önem taşımaktadır.

ÇOCUKLARDA TUVALET EĞİTİMİNE NE ZAMAN BAŞLANIR?

İlk olarak çocuğun bağırsak ve mesane kaslarının tuvaleti tutmak ve kontrol edebilmek için gelişmiş olması, yürümeye başlamış olması ve ihtiyaçlarını dile getirmeyi öğrenmiş olması gerekir. Çocukların çoğu 18 ay ile 3 yaş arasında tuvalet eğitimi almaya hazırdır. Tuvalet eğitiminin gelişme ve hazırlanma yaşını değiştirmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Bu tamamen gelişim sürecine bağlıdır. Yapabileceğiniz tek şey çocuğunuzu dikkatlice gözlemlemek ve başlamak için hazır olduğuna dair işaretler bulmaktır.
Tuvalet eğitimine başlanan zamanın ev değişikliği, beşikten yatağa geçmesi veya yeni bir bebeğin doğumu gibi önemli değişikliklerin yaşandığı döneme denk gelmemesi gerekmektedir. Tuvalet eğitiminde zamanlamayı doğru yapmak kadar çocuğunda buna hazır olması önemlidir.

ÇOCUĞUN TUVALET EĞİTİMİNE HAZIR OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR?

Her çocuğun tuvalet eğitimine hazır oldukları yaş dilimi farklılık göstermektedir. Bu sebeple yaşa göre değil çocuğun hazır olduğuna dair gözlemlemek ve buna dair işaretler bulmak önem taşımaktadır. Peki hazır olduğuna dair işaretler nelerdir? Eğer çocuk;

  • Bezi kirlendiğinde rahatsız olmaya başladıysa,
  • Tuvaletini yaptıktan sonra sizlere söylüyorsa,
  • Belirli kısa yönergeleri takip edip yerine getirebiliyorsa,
  • Fiziksel olarak hazır olduğunda yani kendisi tuvalete oturup ve bittiğinde ayağa kalkabiliyorsa,
  • Bezi daha uzun süre kuru kalıyorsa,
  • Tuvalet kullanmayı merak ediyor ve istediğini gösteriyorsa tuvalet eğitimine başlamanın zamanı gelmiş demektir.

TUVALET EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİ?

İlk olarak tuvalet eğitimine lazımlık ile mi yoksa klozet ile mi başlanacağına karar verilmelidir. Bu karar sonrasında gerekli olan materyaller alınmalıdır. Lazımlık kullanılacaksa çocuğun rahatlıkla oturabileceği ve ulaşabileceği bir yere konulmalıdır. Klozet kullanılacak ise klozet aparatı almak ve klozetin önüne çocuğun rahat çıkıp oturabilmesi için bir basamak tedarik etmek çocuğun alışmasını kolaylaştıracaktır.
Çocuğun tuvalete alışması için öncelikle bez kullanırken, tuvaletini yapmasa da alıştırma tuvaletine veya klozete oturmaya başlaması, örneğin uykudan kalktığında, evden çıkmadan önce ve gece uyumadan önce, günde birkaç kere bezi çıkararak klozete veya alıştırma tuvaletine oturtmak güzel bir başlangıç olacaktır. Bu süreçte tuvalet ile ilgili kitaplar okumak yararlı olacaktır.
Çocuğun vücudundaki sinyalleri tuvaletinin gelmesi ile bağdaştırması için onu iyi izlemek, tuvaletinin geldiği anlaşıldığında sakince tuvalete gitmeye ihtiyacı olup olmadığını sormak ve klozete oturtmak, çocuk tuvaletini kaçırmış olsa bile klozete oturmasını sağlamak çocuk için yardımcı olacaktır. Tüm bu süreçte çocuğu zorlamamak ve tuvaletten kalkmak istediğinde kalkmasına izin vermek, çocuğun hazır olduğu anı beklemek önem taşımaktadır.

AİLENİN TUTUMU NASIL OLMALI?

Çocuk bu eğitimi bir başarı veya bir başarısızlık olarak görmemeli. Bu nedenle anne babanın tuvalet eğitimi sürecinde bu durumu bir sorunu çözüyormuş gibi yansıtmamaları, çok büyük heyecan ve heves göstermemeleri gerekir. Bu süreç içerisinde çocuk tuvaletini klozete yaptığında aşırıya kaçacak derecede ödüllendirilmemeli veya tuvaletini klozete yapmadığında cezalandırılmamalı. Anne babanın sabırlı olması ve çocuğu burada desteklemesi önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuğun kendi yolunu çizmesi ve hazır olduğunda tuvalet ve lazımlığı kullanması çok daha iyi olacaktır.

 

Psikolog Aybüke UYSUN

ÇOCUKLARDA KAKA TUTMA PROBLEMİ

ÇOCUKLARDA KAKA TUTMA PROBLEMİ

Çocuklarda genel olarak kaka tutma problemi 2-4 yaş aralığında görülebilmektedir. Tuvalet eğitiminin bu yaş aralığında kazanılmasıyla beraber çocuklar çevresel ve psikolojik etkenlerden etkilenebilmektedir. Anal döneminde olan çocuk dışkılamayı vücudundan bir parçanın kopması olarak algılarken bazı çocuklarda kaka tutmayı alışkanlık haline getirebilirler. Bunun sonucunda da bu durum korkutucu bir hal alabilmektedir. Çocuğun kakasını tutmasının birçok nedeni olabilir. Bu nedenler biyolojik ve psikolojik olarak ikiye ayrılır.
Birçok farklı neden çocuklarda kaka tutma sorununa yol açabilmektedir. En yaygın nedenler arasında erken tuvalet eğitimi ya da çocuğun beslenmesindeki değişiklikler yer alsa da acı veren bir tuvalet deneyimi sonrası çocuk, kaka tutma eğiliminde olabilmektedir.
İlk olarak Çocuk doktora götürülüp ve biyolojik olarak herhangi bir sorun olmadığı halde kaka ve tutma yapamama sorunu devam ediyorsa sorunun kaynağının psikolojik olabileceği düşünülmelidir.

KAKA TUTMA NEDEN OLUR?

Anne-babaların kontrol duygusu yoğun olduğunda, çocuklar bu kontrol ihtiyacını kaka, yemek yeme, uyku üzerinden gösterirler. Bedenden gelen sinyallerini “kontrol bende” diyerek kontrol etmek isterler.
2-4 yaşında görülebilen bu problem çocuğun özerklik ve bağımsızlık sembolüdür. “Benim istediğim olacak, kontrol bende, kakaya hakimim” mesajı verir.
Ebeveynlerin tutumu ısrarcı ya da cezalandırıcı/otoriter ise çocuk bu yolla kendini ifade ediyor ve ispatlıyor olabilir. Özellikle tuvalet eğitimi sırasında cezalandırıcı ve ısrarcı tutumlar çocuğun tuvalet eğitimi süresinin uzamasına ve zorlaşmasına neden olmaktadır.
Annenin mükemmeliyetçi yapısı neden olabilir. Tuvalet eğitime dair katı kurallar, erken tuvalet eğitimi gibi nedenlerle çocuk tuvalet eğitiminde zorluk yaşayabilir.
Kaka tutma probleminde belki de en önemli neden çocuğun yeterli kabul ve onay alamamasıdır. Kabul ve onay alamayan çocuk kendini ispat edebilme çabasına girer. Böylelikle çocuk kabul ve ilgiyi kazanabilmek için bu yolu seçmiş olabilir.

KAKASINI TUTAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANILMALI?

  • Anne-baba kontrolcü ve mükemmeliyetçi bir tavra sahip ise çocuğa destek olmak için bu durumu en aza indirmek atılacak olan en önemli adımdır.
  • Eğer çocuk stres altında olduğundan kakasını tutuyorsa, çocuk için stres yaratan faktörün ortadan kaldırılması gerekir.
  • Aile içinde veya başka kişilerin yanında bu konunun üzerine konuşulmamalı, çocuk üzerinde daha fazla baskı oluşturulmamalıdır.
  • Çocuğun tuvalet saatlerini kontrol etmeli fakat bunu çocuk üzerinde baskı oluşturacak şekilde yapmamalısınız.
  • Çocuğun beslenme alışkanlıkları gözden geçirilmelidir. Abur cubur odaklı, yağlı beslenme engellenmelidir. Lifli ve sağlıklı, bağırsakları harekete geçirici yiyecekler teşvik edilmelidir.
  • Çocuğunuza kaka yapmanın neden gerekli olduğunu anlatan kitaplar okuyabilirsiniz.

KAKA TUTMA PROBLEMİ GÖRÜLDÜĞÜNDE YAPILMAMASI GEREKENLER NELERDİR?

  • Sürekli kaka üstüne konuşmalar yapmamak gerekir. “Tuvaletin var mı, çıkmadan yap, tekrar dene” gibi tekrarlayıcı sorular çocuğun kendini baskı altında hissetmesine neden olabilmektedir.
  • Çocuk klozete zorla oturtulmamalıdır.
  • İlk aşamada çocuk istenilen davranışı yerine getirildiğinde ödüllendirilebilir. Fakat bu ödüllendirilme abartılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki sözel pekiştireçlerde çocuğun istenilen davranışı tekrar etmesinde önemlidir.
  • Çocuğu cezalandırma ve yargılamadan kaçınılmalıdır.

 

Psikolog Aybüke UYSUN

ADHD DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERKATİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

ADHD DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERKATİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR?

ADHD sorunu olan kişiler dikkat ve hareket düzeylerinde bozukluklar ve dürtüsel
hareketlerini kontrol etmede sorunlar yaşarlar. ADHD ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu’ anlamına gelir. Kişiler bazen hayatlarını organize etmekte zorlanabilir ya da düzen
konusunda bazen kendilerini kontrol edemeyebilirler. Bu durumu yaşayan her birey için
Hiperaktivite Bozukluğuna sahip birey denilmesi yanlış olacaktır. Bu bireylerin mutlaka ADHD
problemi yaşadıkları anlamına gelmemektedir. ADHD problemi kişilerin hayatlarının uzun süren
dönemlerinde istedikleri gibi yaşayamamalarına engel olacak şekilde belirgin semptomlarının
olması ile ilgilidir. ADHD genelde kişilerde konsantrasyon sorunları, huzursuzluk ve gerginlik
şeklinde ortaya çıkar. ADHD problemi yaşayan bireyler dış görünüş olarak girişken, sosyal ve
yeniliklere açık gibi görünseler de, stabil bir hayat sürme, genel durumu devam ettirme, planlar
yapma ve bu planlar doğrultusunda hedefe yönelik çalışma yapma durumunda yarım bıraktıkları
işler nedeniyle rahat olmayan, zihinlerinin karışık olduğu bir hayat sürebilirler.

ADHD Problemi Yaşayan Bireyler

ADHD problemi yaşayan bireyler dürtüsel doğaları gereği karşısında bulunan insanlara zor
anlar yaşatabilirler. Örneğin; konuşma esnasında sizin sözünüzü kesip konuşmaya devam edebilirler
ya da sorulan sorunun sonunu beklemeden soruya cevap aramaya çalışma gibi aktiviteler
gösterebilirler. ADHD yaşayan bireyler planlama yapabilme becerisinden yoksundurlar bu nedenle
karşılarına çıkan herhangi bir olumsuzlukla beraber azim duyguları aniden düşer ve başarı
konusunda sıkıntı yaşarlar. Olumsuz duygu ve düşüncelere maruz kalma eğilimleri oldukça
yüksektir, bu nedenle bireylerin etrafındaki kişiler kendilerinin ne zaman ne yapacaklarını
bilemediklerini duygu durumlarında ani değişimler olduklarını söylemektedirler.
ADHD belirtilerinin fazla olması nedeniyle her bireyde aynı şekilde kendisini
göstermemektedir. Birçok etkenin birleşmesi ve kombinasyonuyla birlikte ortaya çıkan bir sorun
olduğu için farklı belirtilerin olması muhtemeldir. ADHD sorunun yaygın olarak bazı belirtileri
şunlardır;

  • Odaklanmakta zorlanma
  • Her şeyden çabuk sıkılma
  • Sık sık hata yapma eğilimi
  • Yerinde duramama aşırı hareket isteği
  • Sabırsız olma
  • İsteklerinin hemen gerçekleşmesi gibi taleplerinin olması
  • Unutkanlık
  • Göz teması kuramama
  • Aynı aktiviteyi uzun süre yapamama
  • Sosyal hayata adapte olmakta zorluk yaşama

ADHD Problemi Sosyal ve Psikolojik Etkileri

ADHD problemi sosyal ve psikolojik etkileri fazla olan bir durum olarak görülse de kalıtsal
olma durumu oldukça fazladır. Bu hastalık çocuklarda % 5 – 7 oranında görülen ve gerekli
müdahale yapılmadığında yetişkinlikte de devam eden bir durumdur. ADHD yetişkinlikte gelişen
bir rahatsızlık değildir genelde çocuklukta ortaya çıkar, yerinde ve yeterince müdahalenin olmadığı
durumlarda yetişkinliğe kadar semptomlarının devam ettiği hatta arttığı görülebilir. ADHD
rahatsızlığının kalıtsal anlamda bir bireyde bulunması beyin ve sinir sistemini etkileyen ve bu
kısımlarda problemlerin yaşandığını gösteren bir rahatsızlıktır. Yapılan araştırmalar; bu sorun ile
mücadele eden bireylerin beyin yapılarının bazı bölümlerinin daha büyük ya da daha küçük
oldukları tespit edilmiştir.
ADHD bozukluğu yaşayan çocuk ise ya da erişkin ise buna yönelik farklı tedavi
yöntemlerinin uygulanması gerekmektedir. Çocuk hastaların uzman psikiyatristler tarafından
muayene edilmesi gerekmektedir. Yetişkin hastaların psikiyatr bilim uzmanları tarafından tedavi
edilmesi gerekmektedir. Tüm bunların yanı sıra psikiyatr tedavisi süren bireyler psikolog, psikolojik
danışmanlar tarafından terapi süreçlerine başlamaları iki taraflı yarar sağlamaktadır. Aynı zamanda
rahatsızlık yaşayan bireylerin hızlı sonuç almalarına neden olmaktadır.
ADHD farklı sorunlara bağlı olarak ortaya çıkan bir sorun olduğu için yöntemleri de çok
yönlü olan bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisi, terapi ya da ilaçsız tedavi gibi yöntemler bulunmaktadır.
Teşhisin konulması ile birlikte uzman psikiyatrlar tarafından çeşitli ilaçlarla, sentetik uyarıcılarla
sorunun olumsuz etkilerinden kurtulmak mümkündür. Dahası bilişsel davranışçı terapi yöntemleri
de uzman terapistler aracılığıyla bireylere ve çocuklara uygulanmaktadır. Dikkat eksikliği yaşayan
bireylerin farkındalık kazanması ve farklı sorumlulukların oluşmasına yardımcı olan listelerin
yapılması bireylerin bazı alışkanlıklar edinmesi açısından oldukça faydalı olmaktadır. Düzenli
egzersizler tedavinin bir bölümünü kapsamaktadır. Bu egzersizlerin çoğunu beyin egzersizleri
oluştursa da fiziksel egzersizlerde bulunmaktadır. Çocuklarda ise ilk olarak öncelik psikoeğitimdir.
Bu hastalık hakkında çocuğun ailesi bilinçlendirilmelidir. Daha sonra nasıl bir tedavi yöntemi
izlenileceği hakkında bilgi verilmelidir.

 

PSİKOLOG/ÇOCUK TERAPİSTİ
EZGİ KÖSEOĞLU

KİŞİLİĞİMİZ NASIL ŞEKİLLENİR

KİŞİLİĞİMİZ NASIL ŞEKİLLENİR

Birçok insanın zaman zaman merak ettiği konulardan bir tanesidir insan beyninin çalışma yapısı. Bir olay veya durum karşısında bazı bireyler çok heyecanlanıp, panik olup, koku içerisinde hareket edebilirken, bazı bireyler de sanki hiçbir şey olmamış gibi çok rahat bir şekilde hayatına devam ettirebilmektedir. Burada bireylerin vermiş oldukları davranışsal ve yaşantısal tepkilerdeki farklılık olaylardan değil, olayları algılama şeklimizden ve o olayların bizim zihnimizde işlenme biçiminden kaynaklanmaktadır.
Organik bir yapıya sahip olan zihnimiz, doğum öncesinden başlayan bir işlemleme süreci ile başta ebeveynlerimizin bizimle kurduğu ilişkilerle harmanlanmaya ve yoğrulmaya başlayıp daha sonraki süreçte iletişimde bulunduğumuz, etkileşime geçtiğimiz her türlü durum yaşantı ve bilgi ile şekillenmeye devam etmektedir. Bu kadar etkileşime açık olan ve yaşantılarının zenginliği ile gelişen şekillenen bir zihinsel yapı, tam tersi bir durumda da olumsuz yaşantılarla yoğun bir şekilde etkilenip sınırlandırılan, engellenen bir yapıya bürüne bilmektedir.

İnsan Beyni Nasıl Bir Yapıya Sahiptir?

İnsan beyni çok fonksiyonel bir bilgisayardan daha kompleks bir yapıya sahiptir. Mevcut bilimsel bilgiler ışığında değerlendirildiğinde, yaşanılan bir durumda veya problem karşısında zihnimizin tam anlamıyla net bir şekilde nasıl çalıştığı çözümlenemezse bile yaklaşık olarak nasıl bir yol izlediği gözlemlenmiştir.
Bütün bunlar içerisinde, bizlerin yaşamış olduğu bir olaylar karşısında ortaya koyduğumuz tepkiler, geçmiş yaşantılarımızın biz de bırakmış olduğu izlere göre gelişmektedir. Dolayısıyla işin en enteresan tarafı da burada ortaya çıkmaktadır. Aslında neredeyse çok sınırlı sayıda etken olabildiğimiz ama daha çok edilgen bir yapı ile hareket ettiğimiz 0-6 yaş çocukluk dönemi bütün hayatımızın demosunu oluşturmaktadır. Nasıl ki bir aracı kullanmayı öğrendikten sonra yol şartları değişse, hava şartları değişse, aracın modeli markası cinsi değişse bile, biz öğrenmiş olduğumuz araç kullanma bilgisi ile hızlı bir şekilde değişen şartlara adapte olup aracımızı kullanmaya devam ederiz. Aslında bütün hayatımız böyledir ilk başta oluşan öğrenmeyi mevcut şartlara hızlı bir şekilde adapte eder ve hayat boyu kullanırız.

Çocukluğumuzun Etkisi

Biraz şanslı bir çocukluğumuz olduysa kişiliğimize dair oluşan bu yapılanma sağlıklı ve olumlu bir yapıya kavuşmuştur. Aksi bir durumda da hayatımızda  devam eden problemlerin  içerisinde tekrar tekrar dolaşmaya mahkum olabiliriz. Birçok kere duyduğumuz, “hep aynı şeyler beni mi buluyor” cümlesinin sebeplerinden bir tanesi de bu gelişimsel durumdur. Eğer sizlerde benzer bir yaşantıdan şikayetçi isek, Pendik kurtköy’de bulunan UMUTTERAPİ’de alanında yetkin ve uzman Psikolog kadromuzdan yardım alabilirsiniz.  Burada alacak olduğunuz yardım bireysel terapi, ya da çift terapisi olabileceği gibi çocuklarınız için oyun terapisi ( eski bilinen adıyla pedagog görüşmesi) şeklinde olabilir.

 

Uzman Klinik Psikolog
Eyüp AKIN

Psikolog Ezgi Köseoğlu

Psikolog Ezgi Köseoğlu, 1998 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlkokul ve lise yıllarını İstanbul’da tamamlayıp, 2021 yılında Marmara Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) bölümü mezunu olmuştur. Lisans eğitimi süresince birçok farklı kurum ve kuruluşta gönüllü faaliyetlerde bulunmuş, aktif rol oynamıştır. Ayrıca lisans eğitimi sırasında okulundaki laboratuvarda ‘araştırma asistanlığı’ ve ‘veri giriş asistanı’ olarak görev yapmıştır. Gerçekleştirdiği tüm bu faaliyetler esnasında kendini klinik süreç çerçevesinde geliştirmiş ve uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmuştur.

Lisans hayatı ve sonrasında çeşitli eğitimlere katılmış bu eğitimler ışığında mesleki bilgisi artmıştır. Kendini geliştirmek, alanda yetkin olmak adına hala devam eden eğitim sürecinden geçmektedir. Çalışmalarında çocuk ve ergenler odak noktası olmakla birlikte yetişkin terapisti olarakta çalışmaktadır. Uzm. Klinik Psikolog Birgül Emiroğlu Bakay’dan Çocuk Merkezli Oyun Terapisi Eğitimini tamamlamış olup şu anda aktif olarak bu ekol üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Dahası, 2021 yılında 2 yıl süreyle Psikoterapi Akademisi eğitimine başlamış ve halen devam etmektedir.

Aldığı Eğitimler

  • Çocuk Psikopatolojisi – Klinik Psikolog – Pedagog
  • Çocuk Merkezli Oyun Terapisi – Uzm. Kli. Psikolog Birgül Emiroğlu Bakay
  • Oyun Terapisinde Vaka Formülasyonu – Mehmet Teber
  • Bütüncül Psikoterapi – Hera Psikoloji

    Konferans ve Sempozyumlar

  • Travma ile Çalışmak – Doç. Dr. Ceren Acartürk
  • Çocuklarda ve Ergenlerde Vaka Formülasyonu – Uzm. Kli. Psikolog Ayşenur Bayraktar
  • İstanbul Üniversitesi Psikoloji Günleri – Yalnızlık Atölyesi
  • Mindfulness – Doç. Dr. Zümra Atalay
  • ‘Uyku’ konulu Psikoloji Günleri – İstanbul Şehir Üniversitesi Görevlisi
  • ‘Baş etme’ konulu Sempozyum Katılım Sertifikası – Sempozyum Organizasyon Görevlisi

    Gönüllü Faaliyetler

  • Uluslararası ‘Self – Help’ Organizasyonu
  • ‘Büyüdüm Çocuk Oldum’ Kuruluşu
  • Mülteciler Derneği
  • Uluslararası ‘School X’ Platformu

BOŞANMA VE ÇOCUK

BOŞANMA VE ÇOCUK

Boşanma süreci, ebeveynlerin kendi hayatlarına yönelik aldığı bir karar olmakla birlikte, bu süreçten eşler kadar çocuklarda etkilenebilmektedir. Bu konunun çocuklarla sağlıklı bir şekilde konuşulması ve yönetilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Boşanma Kararı Çocuklara Nasıl Anlatılır?

Ebeveynler kendi aralarında boşanma sürecini netleştirdikleri ilk zamanlardan itibaren çocuklara bu süreçten bahsetmeleri gerekmektedir ve mümkünse eşler beraber açıklamalıdır. Ayrılık kararını çocuklarla erkenden paylaşmak, onlarda kaygı dolu bir bekleyişe neden olabilmektedir. Unutmayalım ki belirsizlik yetişkinlere iyi hissettirmediği gibi çocuklara da kendilerini huzurlu hissettirmeyecektir. Boşanma kararı netleştikten sonra sakin, güvenilir ve konuşmanın kesilmeyeceği bir ortamda konuşmak çocuğun bu noktada soru sorması açısından önem taşımaktadır. Çocuğa ne anladığını sormak ve duygularını ifade edebilmesi için onu cesaretlendirmek aynı zamanda çocuğunda kendi duygularının farkına varabilmesi ve dile getirebilmesi çocuk için değerli olabilmektedir. Diğer bir nokta ise açıklama yaparken çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine yönelik uygun ifadeler kullanılmalıdır çünkü küçük yaştaki çocuklar benmerkezci düşünme eğilimine sahiptirler. Bu sebeple anne ve babasının boşanma kararının nedenini kendilerinde arayabilmektedirler. “Ben yaramazlık yapıp, ağladığım için annem ve babam boşanıyor…” Boşanma kararı çocuklara anlatılırken, “boşanmamızın seninle bir ilgisi yok” mesajının çocuklara iletilmesi önem taşımaktadır.

Çocuklara açıklama yaparken, “bizler sizlerin anne ve babası olmaya ve sizleri sevmeye devam edeceğiz. Bundan sonra sadece biz aynı evde oturmayacağız, aynı yatakta yatmayacağız” gibi somut cümleler küçük çocukların anlamasını kolaylaştıran cümleler olacaktır aynı zamanda çocuklara bir kez açıklama yapmak yeterli gelmeyebilmektedir. Çocukların bu süreci anlaması ve kavrayabilmesi için zaman tanınmalıdır.

Boşanmanın Çocuklara Etkisi

Boşanma süreci, ebeveynlerde kaygı yaratabildiği gibi çocuklarda da kaygı ve korku yaratabilmektedir. Bu süreç çocuklara anlatıldığı zaman öfke , ağlama, hırçınlık gibi duyguları ortaya çıkarabilmektedir. Ebeveyn olarak çocukların bu duygularını görüp farkında olmak ve çocukların bu duygularını onlarla paylaşabilmek önemlidir. Nihayetinde boşanmak sevinçli bir yaşam deneyimi değildir. Çocukların bu süreçte duygusal karmaşa yaşaması normaldir. Ebeveynlerin bu duygusal karmaşanın farkında olup sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi önem taşımaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki ebeveynleri boşanan her çocuk büyük bir zorluk yaşayacak demek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Her çocuk bu süreçten farklı etkilenebilmektedir. Ebeveynlerin tutumu bu noktada belirleyici rol oynayacaktır. Ebeveynler bu rolde sıkıntılar yaşıyor ise bir psikolog tarafından yardım alması iki taraf içinde doğru bir seçenek olacaktır.

Bu noktada ki amaç çocuğunuzun bu süreci en az hasarla, en sağlıklı şekilde atlatmasını sağlamaktır.

Psikolog Aybüke UYSUN

 

ERGENLİKTE KİMLİK ARAYIŞI

ERGENLİKTE KİMLİK ARAYIŞI

İnsanlar hayatları boyunca sürekli olarak değişir ve gelişirler. Bu değişimlerin yoğun olarak yaşandığı dönemlerden biri ise ergenlik dönemidir. Bu dönem, çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine doğru geçiş dönemidir. Ergenlik döneminin en temelinde özellikle kimlik oluşumu gelmektedir. Doğduğunuz andan şekillenmeye başlayan kimliğimiz, ergenlik dönemi ile birlikte oluşumu tamamlamak için yoğun bir sürece girer. Kimlik oluşum süreci ebeveynlerin çocuklarıyla bu zamana kadar ki kurduğu ilişkiden farklı bir sürece doğru yol almaktadır. Doğal olarak bu gelişimin sürecin içerisinde ergen; yeni bir yapıya, yeni bir kimliğe, arayışa ve denemelere başlayacağı için özellikle ona otorite olan, ona yol göstermek isteyen bir aile, anne-baba, okuldaki öğretmen gibi kişilere karşı bir çalışma içerisine girecektir. Gelişimsel olarak doğal olmasına rağmen aileler açısından sıkıntılı bir süreç olan bu çalışma, bazen farkında olunmadan yanlış yorumlanıp, daha problemli noktalara doğru yol alabilmektedir.

Ergenlikte “Ben Kimim?”

Ergenlik dönemindeki bireyler kendilerine sıklıkla “ben kimim?” sorusunu sorarlar ve sorusuna cevap bulmaya çalışırlar. Bu süreçte giyim tarzları, farklı müzik türüne karşı ilgi, saç sitilinde değişim ve arkadaş ortamı değişebilir. Aileler için bu süreç kaygılanmaya sebep olsa da aslında arayış evresinde bu tip durumlar normaldir ve özellikle ebeveynlerin isteklerinin tersini yaparak kendilerini yeni bir kimlik oluşturulmaya çalışılır. Bu dönemdeki oluşuma dışarıdan müdahale gelirse kafa karışıklığı yaşarlar ve neler yapmak istediğini ya da nelerden hoşlandıklarını bilemezler, sevdiği alanlara yönelemezler ne yapacaklarını şaşırırlar.
Bu durumlarda ergenlerin kimlik karmaşası yaşamasına sebep olurlar. Kimlik arayışı devam ederken bu dönemde cinsel kimlik oluşumu da oldukça önemlidir. Cinselliğin farkına vararak bu durumu anlamaya çalışırlar ve cinsel yönelimleri de belirginleşmeye başlar. Hangi cinse ilgi duyduklarını anlamaya çalışırlar ama kesinleşme olmaz. Sadece bir arayış evresidir.

Peki Bu Süreci Daha Sağlıklı Nasıl Yürütebiliriz?

Ergenlik dönemindeki bireylere özgür olacakları bir alan sunulmalıdır kendilerini anlayıp tanıma tanımalarındaki bu sürece destek verip bu dönemdeki davranışsal ve diğer değişimleri kabul etmek sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlayacaktır.
Ergenlikteki önemli konulardan biri, gelecek için meslek seçimidir. Ailelerin kendilerinin istedikleri alanda ilerlemelerini istemek yerine çocukları hangi bölümü okumak istiyor ve hangi meslek onu ileride mutlu, başarılı olmasını sağlayacak bunları düşünerek hareket edilmekte fayda var. Ömür boyunca istemediğimiz mesleği yapmak zaman zaman kişiyi çıkmaza götürebilir. Anlayışlı olarak ve empati yaparak kimlik oluşumunda çocuklara destek çıkılmalıdır. Yanında olmak yerine karşısında olmak iki taraf içinde olumsuz ve istenmeyen durumlara sürükleyebilir. Bunun gibi sıkıntılar yaşanan durumlarda psikolog tarafından destek almak oldukça olumlu sonuç doğurur.

Psikolog Sema YILMAZ

Çocuğumla Cinsellik Hakkında Konuşmak Mı? Ama Nasıl?

Çocuğumla Cinsellik Hakkında Konuşmak Mı? Ama Nasıl?

İki yaşındaki çocuk eteğini kaldırdığında komşu teyzesi hemen biraz da şakayla “kapat eteğini kız, ayıp!” derken diğer yandan da kızın eteğini çekiştirdi. Anlam veremeyen kız annesine bakınca annesinin gülümseyen yüzüyle “eteğini kaldırarak oynamayı çok seviyorsun, değil mi kızım?” dediğini duyunca eteğiyle oynamaya devam etti. Biraz sonra oyun oynarken çocuğun bir oyuncağına vulva*sını sürttüğünü gören komşu teyze panikle anneye kaş göz etti. Anne sakince “kızım, vulvanla oynamak çok hoşuna gidiyor, orası senin özel bölgen ve bunu sadece odanda yapabilirsin diye konuşmuştuk, hadi odana git kızım” deyince kız usul usul odasına gitti. Hayretle bakan komşu teyze “nasıl yani izin mi vereceksin?” dedi. Anne sadece gülümsedi.
Cinsel eğitim ne zaman başlamalı?” sorusu her zaman merak edilen bir sorudur. Bu sorunun yanıtı aslında kısa ve nettir: DOĞUMLA BAŞLAR. Bununla beraber çok fazla değişkeni vardır. Anne babanın cinsellik algısı, cinselliğe verdikleri tepkiler, yükledikleri anlamlar, kendi cinsel hayatlarındaki sorunlar, ayıp-yanlış-günah algısı, bu konuda konuşmaya isteklilikleri, bilgi birikimleri ve daha fazlası. Bunun için öncelikle belki de bir kişi çocuğunun cinsel gelişimi hakkında bilgi edinmek istiyorsa ilk olarak şu sorulara cevap vermesi sağlıklı bir başlangıç olacaktır:

  • Ben küçükken bana cinsel eğitim nasıl verildi?
  • Benim çocukluğumda ve yetişkinliğimde cinsellik algım nasıldı?
  • Şu an bu konu hakkında ne kadar bilgi sahibiyim?
  • Oğlumun/kızımın bana “seks nedir?” ya da “çocuk nasıl olur?” gibi sorularına ne kadar hazırım?
  • Bu tarz sorular karşısındaki duygum ne? Panik, öfke, korku, utanç, sakinlik…?
  • Mastürbasyon hakkında ne düşünüyor / ne hissediyorum?

Yukarıdaki örnekteki anne gibi sakin mi kalmak yoksa komşu teyze gibi panik ve müdahaleci mi olmak isterdiniz? Eğer çocuklarda cinsel gelişim bilgisine sahipseniz doğru bilgiyi sakince çocuğunuzla paylaşma ihtimaliniz de yüksektir.
Bir bebeğin ana karnında cinsiyetinin belli olmasıyla ona aktarımlar başlar. En uç halleriyle söyleyecek olursak ya “çok hanım bir prenses” ya da “bir paşa” geliyordur. Doğumundan sonra oğlan ve kız çocuklarının sevilme şekilleri bile fark gösterebilmektedir. Kızlar daha narin sevilirken oğlanlar da daha sert sevilebilmektedir. Bu da kız ve oğlan çocuklarının gelişimlerinin farklı olma durumunu ortaya koyar. Daha da net söylemek gerekirse her çocuk ve aile kendi içinde özeldir ve cinsellik eğitimi de ailenin ve çocuğun içinde bulunduğu duruma göre değişkenlik gösterecektir.

Çocukluk Mastürbasyonu

Çok küçük yaştan, bebek denilecek yaştan itibaren çocuklar vücutlarını keşfederlerken üreme organlarına ellediklerinde oradaki sinir uçları daha hassas olduğu için bu hoşlarına gider ve aynı ellerini, ayaklarını keşfettiklerindeki gibi bir merak duygusuyla vulva ya da penisleri ile de oynamaktan büyük keyif alırlar. Çocukların herhangi bir şekilde genital bölgelerini uyarmaları ve bu sırada terleme kızarma, nefes nefese kalma gibi bulguların olmasına çocukluk mastürbasyonu denir (Semerci, 2020: 67). Burada biz yetişkinlerin şunu bilmesi önemlidir, bu durum yetişkin cinselliğindeki gibi bir haz değil, organları tanıma, vücudu ile tanışma gibi çok normal bir durumdur. Nasıl ki bebekler elleri, ağızları ya da burunlarına dokunarak mutlu oluyorlarsa burada da aynı durum mevcuttur. Yani mastürbasyona bizim yüklediğimiz anlam çok çok önemlidir. “Ayıp, günah, yanlış” ya da “Eyvah, çocuğum sapık mı olacak!” duyguları ile çocuğumuza yaklaşırsak o da bu duygularımızın aynını filtrelemeden alacak ve ileride cinsel hayatında sebebini bilemediği “suçluluk, utanç, tiksinme” duyguları ile savaşmak zorunda kalacaktır. Bu yüzden ‘çocukluk mastürbasyonu’nun normal ve gelişimsel olduğunu bilmeniz ve eğer bunu bildiğiniz halde hala panik veya öfke gibi duygular hissediyorsanız kendi içinizde neler olduğuna bir göz atmanız yerinde olacaktır. Çocuk psikolog ile de görüşme yapılabilir.

*vulva, kadının genital gölgesine dışarıdan bakınca gözle görülebilen kısımdır.

Güvenli Yetişkin

Winnicott’un nesne ilişkileri kuramında, bebeğin gelişiminin bir olgunlaşma süreci olduğu ve bu gelişimin kalitesinin annenin bebeğine olan tutumuyla belirlendiği ifade edilmiştir. Duygusal olarak elverişli olan, destekleyici ve rahatlatan “yeterince iyi anne” figürünün, bebeğin sağlıklı gelişimi için kritik bir rol oynadığı belirtilmiştir (Tathan, s. 19). Yine Winnicott (2012) “Bireyin duygusal gelişiminde aynanın önbiçimi annenin yüzüdür” (s. 138) diyerek bebek ile anne arasındaki ilişkide annenin (bakım verenin) önemine atıfta bulunur. Bir bebek kendisine bakım vereni ile oluşturduğu ilişki ile kendisini tanır. Mesela anne bebeğine bakarken dünyanın en güzel varlığı gibi bakıyorsa bebek de kendini öyle hissedecektir, ama altını temizlerken ya da kendini kötü hissettiği sırada bebeğine de adeta bir çöplük ya da bir yükmüş gibi bakıyorsa bebek de kendini aynı o şekilde deneyimleyecektir. Eğer bebek şanslı ise her haliyle kabul gördüğü bir durum yani koşulsuz olumlu kabul ile büyür. Ama eğer o annenin kendi rahatsızlığı veya ilgilenmesi gereken başka kişiler varsa, hasta ya da depresyonda ise, bebeğine yeterince iyi annelik (Winnicott, 2012: 29) yapamaz ve o bebeğin kendine dair algısı sağlıklı bir temele oturmaz. Yerinde ve yeterince annelik (mükemmel değil!) göremeyen çocuğun da duyguları ve ihtiyaçları gerektiği kadar görülemeyecek ve karşılanmayacaktır. Şimdi bu durumu cinsellik konusu açısından değerlendirdiğimizde, küçük yaşta mastürbasyon yapan, biraz büyüdüğünde seks, öpüşme gibi kavramları merak eden, ergenlikte de kişiye göre değişmekle beraber seks deneyimi yaşamaya başlayan (sevgili olma, el ele tutuşma, öpüşme, mastürbasyon, seks…) bir çocuk/ergenin o andaki ihtiyaç ve duygusu görülmeyip yaptığı harekete odaklanılır ve bunun karşısında yargılayıcı/suçlayıcı olunulursa çocuk/ergen doğru kaynaktan doğru bilgileri alamayacak ve buna göre davranmaya devam edecektir. Bu yüzden bizler yetişkinler olarak her zaman çocukların en absürt olduğunu düşündüğümüz sorulara bile yargılamadan, suçlamadan, samimi bir dille cevap vermeye çalışırsak çocuklar da merak ettiği konuları bizlere soracaktır. Bir çocuğun hayatında tek bir tane her şeyi konuşabileceğinden emin olduğu, onunla konuşmaktan keyif aldığı, yanında rahat hissedebildiği bir yetişkin yoksa o çocuk bilgiyi muhtemelen yanlış kaynaklardan alacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra etrafınızdaki bir çocuk için “güvenli bir yetişkin olacağım” kararı almanız bile bir çocuğun hayatında büyük bir değişime ve dönüşüme yol açabilir.

Çocuklarımızla Cinsellik Konuşurken

En başta bu konu ile ilgili şu gerçek her zaman aklımızın bir tarafında olmalı: çocuklarımızla yaşına ve durumuna uygun konuşmak çok önemlidir. Bir çocuğun nasıl dünyaya geldiği ile ilgili bir soru karşısında 4 yaş çocuğuna verilecek cevap ile ergenlik dönemindeki birine verilecek cevap birbirinden çok farklı olmalıdır. Bir diğer önemli husus çocuğun merak ettiği oranda cevaplar vermektir. Yani basit bir cevabı varken bilimsel, felsefi ya da çok geniş kapsamda anlatmak da çok yerinde olmayacaktır. Yalnız buradaki önemli nokta da şudur ki, bir çocuk illa ki cinsellikle ilgili bir durumu merak eder, buna rağmen yaşıtları gibi sormuyorsa da oraya bir bakmak, başka bilgi aldığı bir kaynak mı var ya da sormaya çok mu çekiniyor gibi noktaları gözden geçirmek gerekir. Burada mesela bir televizyon kanalında öpüşme ya da sevişme sahnesi çıktığında hemen onu apar topar kapatmak yerine (yine yaşına uygun olarak) “insanların öpüştüklerini görüyoruz bazen buradaki gibi ya da başka yerlerde, bu konuda ne düşünüyorsun?” gibi bir soru ile yoklayabilir ve onun bilgisini, duygusunu ve ihtiyacını anlamaya çalışabiliriz. Aldığımız cevap “hiçbir şey düşünmüyorum”, “ne bileyim ben” “ya anne neden bahsediyorsun, seninle bu konulardan konuşmak istemiyorum”, “bilmem ki eğlenceli bir şeye benziyor”, “ben hiç sevmedim öpüşmeyi” gibi çok çeşitli yerlerden gelebilir. Bu durumların hepsini (bazen çok ciddi kriz olarak düşünebilir anneler bu cevaplar karşısında) bir fırsata çevirebilmek bizim elimizde.
Çocuklar güvenli yetişkinler bulamadığında merak ettikleri konuları maalesef internetten öğrenmeye meyillidirler. Bu internet araştırması esnasında travma olabilecekleri içeriklerle karşılaşmaları çok mümkündür. Bu yüzden sağlıksız herhangi bir kaynağa başvurmadan ailelerinden bilgi almaları çok daha iyi olacaktır.

Çocuklarımızla cinsellik gibi her iki tarafı da rahatsız ya da tedirgin etmek ihtimali olan bir konuyu (özellikle 8-9 yaş sonrası çocuklar bu gibi konuları aileleri ile konuşmayı tercih etmeyebilirler) konuşurken aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulabilir (https://www.culturereframed.org):

  • Ebeveynler çocuklarıyla cinsellik hakkında ne kadar erken konuşursa çocukları büyüdüklerinde o kadar rahat edeceklerdir.
  • Konuşmayı 1 kerede 100 dakika değil 100 kerede 1 dakika yapmak.
  • Organik yani doğal şekilde sohbeti başlatmak. Mesela bir dondurma reklamında kadının kıyafeti ya da dondurmayı yiyişi hakkında ne düşündüğünü sormak olabilir.
  • Konuyu açtığınızda konuşmaya istekli değilse ısrar etmemek.
  • Beklemediğiniz anda beklemediğiniz bir soru sorulmuşsa ve siz de ne yapacağını bilememişseniz doğal ve samimi olmayı seçmek. “Şu an bu soru hiç beklemediğim bir anda geldi ve doğru bir şekilde cevaplamayı çok istiyorum, bana biraz vakit verirsen araştırayım sonra tekrar konuşalım?” ya da “ben küçükken böyle sorular sorabileceğim bir büyüğüm yoktu, bu soruyu bana sorman çok hoşuma gitti. Ben de bunun cevabını tam olarak nasıl anlatacağımı bilemedim ama araştıracağım kesinlikle ve yarın nasıl anlatacağımı öğrenmiş olurum”
  • Yaşı uygunsa beraber (sizin daha önce bakıp bilgi sahibi olduğunuz uygun bir kaynaktan) araştırma yapmak.
  • Bu konuşmalarda yargılayıcı, suçlayıcı ve nasihat verici bir dilden tamamen uzak durmak.
  • Üreme oranlarının anatomisini öğrenmek ve onların gerçek adlarını (penis – vulva) telaffuz etmek.
  • “Kız çocukları ile anneleri, oğlan çocukları ile babaları konuşur” düşüncesi ile yaklaşmadan hem anne hem de babanın çocuğun cinsiyeti fark etmeksizin konuşma konusunda istekli olması önemlidir. Çocukların anneleri ve babalrından ayrı ayrı öğreneceği çok şey vardır.
  • Kız ve oğlan çocuklarına her iki cinsiyet hakkında bilgi vermek. (mesela oğlan çocukları regl dönemini merak edebilir, kız çocukları penisi merak edebilir)

5N 2A

Son olarak çocuklarınızla cinsellik ya da başka diğer hassas konular için nasıl müdahale edeceğinizi hatırlamak adına pratik ve akılda kalıcı bir formül sunacağım:

  • Nefes al.
  • Normalize et. Senin yaşındayken ben de bunları merak ettim, birçok çocuk merak eder.
  • Nedenini sor: Neden merak ediyorsun?
  • Ne biliyor konuyla ilgili: Peki, bu konuda neler biliyorsun? Ne demek olabilir?
  • Ne zaman cevap vermek için doğru zaman?: Değerlendir. O an cevap vermek için doğru zaman mı?
  • Anlat: Gerçek neyse olduğu gibi bilsin.
  • Aile değerleri: Kendi görüş ve değerlerinizi onunla paylaşın. (https://www.culturereframed.org/)

Küçüklüğünde komşu teyzelerin, akrabaların çeşitli olumsuz müdahalelerine maruz kalmış olsa da genç kız ergenliğe girdiği şu sıralarda annesi ve babasına aklına gelebilecek her şeyi sorabileceğinden emin bir şekilde merak ettiği konuların listesini yazdı. Arkadaşları da benzer konuları merak ediyorlardı ama bu konulardan konuşurlarken ya çok ayıp bir şeyden bahseder gibi fısır fısır ya da akıllarındaki soruları soramayacak kadar utanç içinde olurlardı. Kız buna bir anlam veremez bu soruları neden aileleri ile konuşmadıklarına, internet gibi sağlıksız bir kaynağa başvurduklarına şaşırırdı. Gündüz annesine aklında oğlanlar ve kızlar ile alakalı birtakım sorular olduğunu söylemiş ve akşam babası da gelince konuşmak istediğini belirtmişti. Annesi de her zamanki sakin ve gülümseyen ifadesiyle isterse önden kendisi ile konuşabileceğini söylemiş ama tercihi yine kızına bırakmıştı. Kız her zaman etrafında “güvenebileceği” bir yetişkin olmasının verdiği rahatlık ve huzur ile listesini tamamladı.

 

Kaynakça
Semerci, B. (2020). Çocuklarımızla Cinsellik Hakkında Nasıl Konuşalım? . 10. Alfa Yayınları. İstanbul
Tathan, E. (2014). Winnicott’ın Nesne İlişkileri Kuramı ile Somatoform Bozuklukların İncelenmesi: Ağrı Bozukluğu Vakası. Ayne Klinik Psikoloji Dergisi. 1(3): 17-28.
Winnicott, D.W. (2012). Oyun ve Gerçeklik. 12. Metis Yayınları. İstanbul.

 

Psikolog & Aile Danışmanı
Ayşenur Karakülah
@psikologayşenurkarakülah
aysenur.karakulah@gmail.com

https://www.umutterapi.com

Çocuklarla Ölüm’ü Konuşabilmek

Çocuklarla Ölüm’ü Konuşabilmek.

Pandemiden önce gezdiğim son tüyap kitap fuarında iken, gözüm “Hep Yayıncılık’tan almak istediğim bir kitaba ilişti. İsmi: Ördek ölüm ve lale. Satıcı bayan, “ -o kitaba her bakan çok eleştirdi, çocuklara olumsuz duyguları çağrıştırdığı için” dedi. Ben de içimden, olumsuz her şeyden korumaya çalıştığımız müddetçe çocuklarımız büyüyemeyecek galiba dedim. Kitabı aldım, çıktım ve o an karar verdim: çocuklarla ölümle ilgili bir yazı vakti gelmiş ve çoktan geçiyor.
Gel gelelim şimdi ÖLÜM’ü konuşmaya. Ölüm, yetişkinlerin dahi konuşmak istemediği bir olgu. Hele hele çocuklarımız bu konularla alakalı soru getirirse ya da olay yaşarlarsa diye tabiri caizse ödümüz kopuyor. Nasıl anlatıcaz ölümü diye kafamız çok karışık.
Öncelikle böyle konularda en büyük yardımcımız doğa tabi ki. Doğa, yumuşak geçiştir. Ölümü anlatmak için büyük fırsattır. Sonbaharda yapacağınız gezide düşen, solan yapraklar; ölümü anlatmada 1. basamaktır. Hayatın döngüsünü anlatmada çok kıymetlidir o solan, sararan yapraklar. Burada örnekler o kadar çoğaltılabilir ki hayatın döngüsüyle alakalı. Güneşten, yapraklara, gece gündüzden, bitkilere ve nicelerine kadar.
Ve geliriz 2. Basamağa; hayvanlardan ve böceklerden yani yine doğadan örneklerle devam etmek. Kelebeklerin kısa süren yaşam döngüleri çok idealdir. Balıklar, arılar, karıncalar doğa tam bir örnek deposu. Belki de sevdiği ölen hayvanını toprağa gömerek, ona tören yaparak, yası deneyimlemesine fırsat vermek, yasla yüzleşebilmesini sağlamak.
Aslında çok uzağa da gitmemek gerek, her çocuğun evde mutlaka arabası, oyuncağı kırılır, buralarda da bazen, bu çalışmıyor artık derken de her şeyin bir sonu olabileceğini değinmek birazcık, ilerde daha büyük kayıplar yaşadığında daha kolay başa çıkmasını sağlayabilir.
Kabul edelim, çocuklarımızı bazı duygulardan koruyamıyoruz, aman üzülmesin, aman ağlamasın, aman hayatın zorluklarını görmesin diyerek maalesef onları koruyamıyoruz. Aslında korumamak normal. Yani olması gereken. Şöyle düşünün hep kaçtığımız bir konu yas ve ölüm, hiç değinilmeyen bir konu, hiç temas edilmeyen bir konuyla bir anda yüzleşen bir çocuk için hayat daha zorlayıcı olmaz mı? O yüzden çocukların yaşadığı ilk ölüm; bırakalım bir balık olsun, bir kuş, bir böcek, bir çiçek, bir yaprak olsun ve bir oyuncak olsun.

Açıklarken Ne Yapıcaz Peki?

Kural çok basit; somut ve net. Çocuklar biliyoruz ki somut işlemler döneminde. En çok kullanılan yanlışlardan biri; artık gökyüzünde bizi izliyor, uzaklara gitti, toprakta uyuyor gibi kafa karıştıran açıklamalar.
Şöyle demek kafa karışıklığını gidermek için önemli; o artık yaşamıyor, onu artık göremeyeceğiz. Bedeni ömrünü doldurdu, o yüzden nefes alamaz, yemek yiyemez, yürüyemez gibi basit açıklamalar yapmalıyız.
2. olarak ölüm uykuyla açıklanamaz; o uykuda, toprakta uyuyor, toprakta dinleniyor, ya da gökyüzünde gibi.
Yaş gruplarına göre ölümü açıklama şekli değişse de temelde, gelişimsel olarak (cinsel eğitimde de) bu böyledir, çocuklar soru getirdiklerinde mutlaka onlara soruyu yansıtarak –sen neyi merak ettin diyerek onun ihtiyacı olanı verip, fazlasını vermemek önemlidir. Sadece bir şey merak etmiş olabilir: Mesela; ölümle ilgili; acaba o üşümüş olabilir mi? Sadece bunu merak etmiş olabilir. Sonrasında da eğer tatmin olduysa gider oyununa devam eder, biz de yetişkinler olarak, nasıl yani deriz ve şaşırırız, bu durum çocukların çok güçlü olduklarının bir kanıtıdır ve öğrendiklerini sonrasında oyunla sindirecektir.

Peki; Ailede Yakın Biri Vefat Etti, Şimdi Ne Yapılacak?

Ailelerde genelde şöyle bir durum oluyor: Ölümü Saklamak. Ailelere ölümü anlatmak ağır gelir zamanı gelince paylaşırız diye düşünürler ve genelde de o zaman bir türlü gelmiyor, konuşulmuyor ve üstü kapatılıyor, çocuklar tabi ki her şeyin farkında, aileler bunun farkına varmak istemese de. Hatta çocuklar şöyle diyor içinden, “benden bir şey saklanıyor“ ve böylece bu durum çocuğun ailesine karşı güvenini yitirmesine neden olabiliyor. Bu güven zedelenmesini klinik deneyimlerim de oldukça örneklerini gördüm diyebilirim.
O yüzden güvendiği ve sevdiği kişinin yalın bir dille dürüst ve açık olarak açıklaması gerekiyor. Burada çocuklardan ilk gelen tepkilerden biri; peki bana ne olacak? tepkisidir. Aileler bu duruma çok şaşırır, ne kadar bencilce diye akıllarından geçirebilir. Dolayısıyla ebeveyn şunu diyebilir tam bu noktada; – artık o kişinin görevlerini şu kişi yapacak. Önemli olan şu mesajı vermektir; sen üzüleceksin ben de üzüleceğim ama sen GÜVENDESİN, seninle ilgilenen başkaları olacak, ve sen yine GÜVENDESİN.
Aileler gözyaşlarını çocuklarından saklarlar, başka odaya kaçarlar, yası evde yok sayarlar. Çocukların aklından geçen ilk şeyse; annem ya da babam bile bu duygudan kaçıyorsa benim de kaçmam gerekli. Demek ki ben de baş edemem diye düşünüyorlar. Onun yerine ebeveyn, şu an ben de çok zorlanıyorum, ağlıyorum, üzülüyorum ve çok özledim ben de. Hadi gel seninle fotoğraflara bakalım, sevdiğimiz kişinin özelliklerini düşünelim, anıları hatırlayalım deyip beraber duygulara eşlik edebilmek hem ebeveyne hem çocuğa iyi gelecektir.
Unutmayalım; Ölümle yüzleşebilme ölüm kavramıyla yüzleşmek, çocuğun da bizim de hepimizin gelişimsel görevi. Yas tutabilmek de çocuğu büyüten bir şey. Hayatın zorluklarıyla yüzleştikçe çocuklar güçleniyor.
Şimdi başlığımızda yazdığımız ÖRDEK, ÖLÜM VE LALE kitabına gelirsek eğer; çocuklara kendilerinin ve sevdiklerinin sonlu olabileceğini edebi dille anlatan bu güzel kitap çocukların yaşadığı kafa karışıklığına iyi gelse de , karşımızda ki çocuk profilinin iyi değerlendirilmesi kanaatindeyim, ölümle ilgili travmatik, fobik bir dönemde olan, kaygıları aşırı artmış bir çocuğa bu kitabı terapötik destek olmaksızın okunması çocuğu daha çok yaralayabilir. Onun haricinde hem yetişkinlerin hem dediğim hususa dikkat edilerek 6 yaş üstü çocukların bu kitabı okumasını tavsiye ederim, çünkü; ölümü naif dille gerçekçi şekilde anlatan nadir kitaplardan.

Onun haricinde ; Kendi kitabım ÇINAR İLE SİNCAP, ELVEDA BAY MUFFİN, BEN’İN GEMİSİ, FATİ TEYZENİN YILDIZI, ANNEM HERYERDE, DEDEMİN ADASI, ÖNEMLİ ŞEYLER, BU BAHÇE, ZUVATA kitapları da yasla çalışan çocuk kitaplarıdır, tavsiye olunur.

 

 

Yazan: Klinik Psikolog Elif Esra ERDİL

 

https://www.umutterapi.com

WhatsApp'ı Aç
???? Merhaba!
Merhaba ????
Nasıl yardımcı olabiliriz?