Ayrışma Bireyleşmenin İş Yaşantısındaki Hali: Aile Şirketinden Kurumsallaşmaya

Ayrışma Bireyleşmenin İş Yaşantısındaki Hali: Aile Şirketinden Kurumsallaşmaya
Ayrışma Bireyleşmenin İş Yaşantısındaki Hali: Aile Şirketinden Kurumsallaşmaya

Bir insan dünyaya geldiğinde, kendini ve dış dünyayı tanımaya başlaması doğumundan biraz daha sonra gerçekleşir. Kendini ve dünyayı tanımak, kendine ve dünyaya dair tanımlamalar yapmak; anne karnından dünyaya gelmek gibi oluveren bir şey bile değildir. Kişiliğin oluşması süreci vardır ve yaşam boyu hep devam eder.
Bu süreçte insan yavrusuna eşlik eden, bakımı üstlenen ve dünyanın nasıl bir yer olduğunu öğreten bir anne vardır. Yaşamın ilk yıllarında anneyle kurduğumuz bu ilişki ile birlikte kendimize ve dünyaya dair temel bilgileri adeta ruhumuza, bedenimize, zihnimize işleriz.
Bugün tüm bu bilgileri öğrendiğimiz, anne ve bebek çalışmaları bize gösteriyor ki, bu anneyle kurulan ilişki zamandan, kültürden, mekândan bağımsız; hatta ve hatta öylesine evrensel ki dünyanın neresine giderseniz gidin her bebek ve ona bakan anne arasında var. Bu konuda merakı olanlar Bowlby’nin, Mahler’in, Stern’in çalışmalarına göz atabilirler.

Mahler ve Arkadaşlarının Çalışmaları

Mahler ve arkadaşlarının çalışmaları bize şunu söylüyor; her bebek dünyaya geldiğinde, otistik dönem, simbiyotik dönem, ayrılma bireyleşme ve bireyliğin sağlamlaşması ve duygusal nesne sürekliliğinin sağlanması şeklinde dört ayrı dönem var. Otistik dönem yaşamın ilk 1-2 ayını kapsıyor ve kendi bedeni dışında dış dünyaya dair algılamalar görece az oluyor. Simbiyotik dönemle birlikte yaklaşık 2-5. aylarda başlarda kendisi ile dış dünya arasındaki ayrım sadece sezinlenebiliyor. Haz veren, doyum alınan yaşantının; bununla birlikte kötü olan ve acı veren yaşantının da deneyimsel olarak ayrımına başlanıyor. Tüm bu deneyimselliğin anne -yani dış dünya- tarafından verildiğini anlamaya başlıyor. Dönemin en önemli özelliği anne ile ikili bir ilişki kurup onu diğerlerinden ayırt edebilme yetisi kazanmak. Ancak henüz anne ile öylesine bağlı bir ikili ilişki ki simbiyotik eşine yani anneye diğer herkesten ayrı bir yanıt veriyor. 6. aylara gelindiğinde ayrılma bireyleşme dönemi yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlıyor. Bu dönemin ilk aşamasında 9. aylara kadar ayrımlaşma başlıyor yani anne kucağından ayrı ama annenin çok yakın çevresinde, kendi bedeninden haz aldığı gibi dış dünyadan da haz almak için bir aktifliğe girişiyor. 15. Aylara kadar da bebek henüz yeni yeni ayaklandığında bir erken alıştırma ve tam bir şekilde yürümeye ve hareket etmeye başladığında beden olarak ayrı bir varlık olduğunu deneyimlediği tam alıştırma dönemi geliyor. Burada anne ile olan özel bağın korunduğu bununla birlikte kendisinin de farkına varmaya başladığı bu yakınlık içerisinde çokça kendi özerkliğinin farkına vardığı bir dönem. Bu dönemde bebeğin anneye olan ilgisi neredeyse tamamen çevreye yönelmiş gibi bitmek bilmez bir merak ve coşkuyla çevre keşfedilmeye başlanıyor ancak anne ile oluşmuş bağ anneden ayrılmanın farkında olmama durumunu getiriyor. Bu dönemi izleyen yeniden yakınlaşma dönemi ise tam bir kriz hali gibi 24. aylara kadar sürüyor ve artık bebek kendi ayrılığını iyice anladıktan sonra ayrılık acısına dayanamayıp aktif bir şekilde anneye yaklaşmaya girişiyor. Dünyaya dair kazandığı deneyimlerini anne ile paylaşma isteğinin yanı sıra kendi sınırlarının da farkına varmasıyla annenin isteklerinin çoğu zaman kendi istekleriyle uyuşmadığını görmek, kendi özerkliğini kazanmayı istemek ancak anneden ayrılmanın acı duygusuna da karşı koymak gibi dizi kriz hali izliyor. Bebek bu durumu çözmek için kendini ayarlıyor ve bu dönem aslında bir kişilik geliştirme dönemi. Anneyi, dış dünyayı iyi ve kötü yönleriyle bir bütün olarak algılama ve kendi iyi ve kötü hisleriyle bir bütün kendilik algılama şeklinde bir birleşme yaşanmaya başlanıyor. Yeniden yakınlaşma döneminin sonunda 36. Aylara kadar sürecek olan bireyliğin sağlamlaşması ve duygusal nesne sürekliliğinin başlangıcıyla birey olma yönünde adım atıyor.

Annenin Desteği

Tüm bu süreç yaşanırken -ayrılma ve birey olma gerçekleşirken annenin desteği çok önemlidir. Bazen anne yakın simbiyotik ilişkiyi sürdürmeyi isteyerek çocuğu ayrıştırmaz, bazen bebeğin kapasitesini zorlayabilir, bazen annenin sevgi kapasitesi hayal kırıklığı yaşatır. Anne bazen aşırı müdahale edebilir veya tutarsız olabilir. Bazen bebeğin kendi güvenini ve özerkliğini tamamen söndürecek acı verici deneyimler, çaresizlikler yaşanabilir. Annenin sevgisi bazen var bazen yok gibi olabilir veya sevgi bazen sadece koşullu vardır. Bazen ekonomik zorluklar, kayıplar, hastalıklar yaşanabilir ve bebeği desteklemek annenin kapasitesinden değil de bu olaylar nedeniyle güçleşebilir. Olabilecek tüm aksaklıklar bireyleşme sürecini etkiler.
Öyle ki annenin desteği olmadan ayrışma ve birey olma yolunda ilerlemek zorludur ve annenin izin vermesi, orada olacağına dair güvence vermesi, desteklemesi ve kendisinin bebeğinden ayrışmayı istemesi gereklidir. Bu durum tüm yetişkinlik yaşantısına dayanak sağlar.

Aile Şirketleri

Gelelim aile şirketlerine; aile şirketleri bir veya birden fazla kuşağın yönetimde bulunduğu, ailenin geçimini sağlamak için veya mirasın dağılmasını önlemek için aileden kişilerin yönetimi yürüttüğü yerlerdir. Bu bazen iki arkadaşın bir araya gelmesiyle bile oluşabilir.
Genele bakıldığında uzun ömürlü olmazlar çünkü çok büyük bir özveri vardır ancak şirketi kurumsal bir yapıya yönlendirme görülmediğinde şirket sahibi ortadan çekildiğinde bölünme, birbirine rakip olma ya da el değiştirme parçalanma yaşanır.

Aile içi ilişkiler yönetimi devraldığında işin önüne geçebilir. Bakıldığında aile şirketinin bir kurucusu vardır ve özerkliği vardır. Bir nevi bakım veren anne işlevi gibi, çocuğu dünyaya getiren annenin gücü gibi. Şirketi kuran kişiler özveride sınır tanımaz ve çalışanlardan da bunu beklerler. Çalışanların profesyonel olduğu unutulmaktadır. Annenin çocuğun birey olduğunu unutmasına benzer bir durum oluşturmaktadır bu. Çalışan kişiler örneğin izin istediğinde “Patron olarak ben bile çalışıyorum, ne izni!” gibi bir mesaj uçuşur. Çalışanın ne isteğinin önemi yoktur. Bu engellenme ve yaşanan çatışma bir kriz durumunu getirir. Profesyonel olarak orada bulunan çalışanın isteklerinin yerine getirilmemesi durumu, anne ile bebeğin isteklerinin birbirine uyuşmadığını anladığında ortaya çıkan kriz gibidir.
Ailenin kültürü ve normları şirket kültürünü oluşturur. Annenin kültürel kodlarını çocuğuna aktarması ve kendi yaşantısından gelen edindiği özellikleri çocuğuna aktarması gibidir. Büyük ihtimalle aile şirketindeki özerk kişi yönetimdeki sözünü çok yakınından birisi olsa bile bir başkasına devretmek istememektedir. Aile bağlarından kaynaklanan duygusallık nedeniyle iş ilişkilerinde gereken mantıklı davranma çatışır. Burada annenin duygusal durumunun bebeğin ayrışmasına izin vermemesi ve bu konudaki görevini yaparak ayrışmaya izin vermenin mantıklı olan görevinin önüne geçmesi gibidir.
Aile yapısındaki değişiklikler yönetim organizasyonun önüne geçmektedir, kavgalar, ayrılıklar evlenmeler… Bu değişikliklerle yönetim yapısı radikal şekilde değişebilir. Bunlar aynı anneyi zorlayan, ekonomik, psikolojik, çevresel zorluklar; kayıplar hastalıklar gibidir.
Sürekliliği sağlayan ve ayakta kalmayı başaran aile şirketlerinin genel özelliklerine baktığımızda, kurumsallaşmayı işine adapte edebildiklerini görürüz. Genellikle artık aile değerleri iş değerlerinin önüne geçmez. İşi, işi yürütecek kişilere bırakmayı gerçekleştirebilmişlerdir. Gerekli olan yetkileri çalışan kişilere vermeyi başarabilmişlerdir. Çalışma şartları da daha açık ve netleşmiştir. Aynı annenin çocuğu bırakmayı deneyimlemesi, hayatı öğrenmesine izin vererek özerkliğini desteklemesine benzer. Bebeğin içinde bulunduğu ortamda kuralların, sınırların belirgin olması sözlü ya da sözsüz mesajlarla aktarılması çok önemlidir ve kişiliğini geliştirmesinde en önemli katkıyı yapar. Aile şirketindeki örgütsel yapı ne kadar tutarlıysa işleyiş o derece kolay sağlanır. Bu annenin bebeğin davranışları karşısında tutarlı davranmasına benzer. Anne ne kadar tutarlıysa bebek de dünyanın güvenilir bir yer olduğunu içselleştirir.
Kısacası aile şirketindeki özerk kişi, ne kadar profesyonelleşir ve kendi duyguları ile işi birbirinden ayırmaya gönüllü olursa, kurumsallaşmaya o kadar yaklaşılır. Aile şirketleri, sahipleri için dünyaya getirilen bebekler gibidir. Ve annenin bebeğini dış dünyaya hazırlarken, onun birey olmasına ve öncelikle kendinden ayrışmasına izin vermesi gerekiyorsa şirket sahipleri için de durum böyledir. Anne ne kadar sağlıklıysa, bebek o derece bireydir; şirket sahipleri ne kadar profesyonelse, şirket o derece kurumsaldır.

 

Psk. Zeyniş Mert




Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git