Koronavirüs, Stres, Panik Atak ve Öğrenme (Süreci Lehimize Çevirebilir Miyiz?)

Koronavirüs, Stres, Panik Atak ve Öğrenme (Süreci Lehimize Çevirebilir Miyiz?)
Koronavirüs, Stres, Panik Atak ve Öğrenme (Süreci Lehimize Çevirebilir Miyiz?)

Hepinizin bildiği gibi tüm dünya ve ülkemiz son aylarda son derece stresli bir dönemden geçiyor. Çin’de ortaya çıkan bu virüs tüm dünyayı etkisi altına almış durumda. Ülkemiz de bu salgından nasibini aldı. Bu süreçte, ülkemizdeki bir kesim evlerinde kendilerini karantinaya almış durumdayken, diğer bir kesim ise işe gitmek zorunda ! Bu süreç, bahar aylarında evlerine kapananlar için de işe gidip çalışmak zorunda olanlar için de yeterince stresli ve yorucu.

Birçok insanın bu dönemde temizlik obsesyonları arttı, panik atakları ortaya çıkmaya başladı. Peki ama bizler bu süreçte yeni şeyler öğrenip stresten arınamaz mıyız ? Süreci lehimize çeviremez miyiz ? Cevap: elbette öğrenebiliriz ! Öncelikle sosyal mesafeye dikkat etmek, yapabiliyorsak evlerimizde karantinaya çekilmek ve temizliğimize dikkat etmek çok önemli. Bu önlemleri aldıktan sonra herkese sıkıntı veren bu süreç hepimiz için bir fırsata dönüşebilir ! Bunun nasıl olduğunu anlatmadan önce stresin beynimizi ve hayatımızı nasıl etkilediğini öğrenmek sanırım faydalı olacaktır.

Hafif ve orta dereceli stres yeni öğrenmeleri destekleyen nöral büyüme hormonlarını harekete geçirir. Yani, kaygımız kontrol edebileceğimiz düzeydeyse beynimiz yeni bilgiye son derece açık bir vaziyettedir. Peki kaygımız yükselirse beynimizde ve vücudumuzda neler olur ? Bu sorunun cevabını anlamak için gelin biraz bilgilenelim.
Beynimiz, tüm düşüncelerin, duyguların ve beden tepkilerinin denetlendiği temel organımızdır. İnsanlar hayatta kalabilmek için dışarıdan gelen uyaranların tehlikeli olup olmadığını denetleme mekanizmasıyla doğarlar. Bunu da 5 duyu ile sağlarız. 5 duyu ile alınan bilgiler beynimize gider, beynimiz bu bilgileri işler ve tehlikeli olup olmadıklarını değerlendirir. Eğer dışarıda bir tehlike varsa yada beynimiz bu şekilde bir değerlendirme yapmışsa otonom sinir sistemimizin sempatik tarafı devreye girer. Sempatik sinir sisteminin devreye girmesiyle hayatta kalabilmek için adrenalin salınımı gerçekleşir. Adrenalin, hayatta kalabilmemiz için gerekli olan “Ya Kaç, Ya Savaş !” hormonudur (katekolamin). İnsan beyni bir tehlike hissettiğinde hayatta kalabilmek için Ya savaşır, Ya kaçar, Ya da donakalır !

Eve kapandığımız bu günlerde birçok insan sürekli olarak haberleri dinlemekte, sosyal medya gruplarında yapılan karamsar paylaşımlara maruz kalmakta ve gittikçe umutsuzlaşmakta… İşte bu durumun yaşattığı stres ve gerginlik bir de geçmişteki travmatik yaşantıların stresiyle birleştiğinde panik atak vakalarında ciddi bir artışın olması kaçınılmazdır.

Kaygı ve korkuyu yönetme kapasitesinde aksaklıklar olan birçok insan bu dönemde bilinçli yada bilinçdışı olarak korku senaryoları üretiyor. Kendisinin, ailesinin ve sevdiklerinin hastalığı nasıl kapacağını, hastalığın onları nasıl öldüreceğini düşünüyor. Olası bir ölüm de tabi ki ayrılığı getireceğinden, bu kişilerin beyinleri, insanoğlunun en sancılı travmalarından biri olan ayrılık karşısında ciddi bir tehlike sinyali çalıyor. Sempatik sistem devreye giriyor ve beyin adrenalin salınımı yapıyor. Kişide anlık gelişen ataklar tam bu anlarda gerçekleşiyor. Nefes alış-veriş dengesinin değişmesi, kalbin hızla çarpması, boğulma hissi, vücutta uyuşma ve karıncalanmalar… Hatta koronavirüs semptomlarının da bu dönemde görülmesi son derece olası. Tüm bunlar gerçekleşirken, beynimizdeki amigdala ( korku merkezi) daha fazla uyarılıyor ve kişi ölümden ve ölümün getireceği ayrılıktan daha da fazla korkmaya başlıyor. Birçok kişi, bu kısır döngü içerisinde, hayatlarını inanılmaz aksatan bir stresle yaşamaya çalışıyor.

Peki ama bu atakları kontrol etmek ve beynimizi yeni öğrenmelere açık hale getirmek mümkün değil mi? Elbette bu mümkün. Kaygının, bilinçdışındaki korkuları bulmaya yarayan bir pusula olduğunu zihnimizde tutup korkularımızı aramaya başladığımızda bu süreci kontrol altına alabiliriz. Şu soruları kendimize sormalıyız ?

1. Şu anda bu kadar korkmama ve kaygılanmama sebep olan ne var ?
2. Bu kaygılarım ne kadar gerçekçi ?
3. Bu kaygılarımın geçmiş yaşantılarımla ne gibi bağlantıları var ?
4. Geçmişte buna benzer kaygılarım olmuş muydu ?

Bu gibi sorulara verilen cevaplar kaygılarımızın gerçek anlamlarını keşfetmemize, geçmişle bağlantılarını kurmamıza ve zihnimizin rahatlamasına aracılık edecektir. Bununla birlikte vücudumuzu rahatlatacak nefes egzersizleri ve spor zaman içerisinde daha rahat hissetmemize aracılık edecektir.

Unutmayın; hafif ve orta dereceli, kontrol altında tuttuğumuz kaygı, beynimizi yeni öğrenmelere çok daha açık hale getirecektir. Bu süreci de hep beraber sağlıkla atlatacağız. Karantina günlerinde bol bol kitap okumak, faydalı yapımları izlemek bizlere yeni pencereler açacaktır. Kendi içine bakma cesareti olanlar ise bu süreçte kendini daha iyi tanıma ayrıcalığına kavuşacaktır.

Öyle ya da böyle, evde geçirmemiz gereken bir süreç içerisindeyiz. Bu süreci ya ağlayıp, sızlanıp sıkılarak geçireceğiz ya da karantina günlerinden sonra hayata bambaşka bakabilecek bir zihni donatmanın bilinci ve keyfiyle geçireceğiz. Sözlerimi Dalai Lama’nın çok güzel bir sözüyle bitirmek istiyorum:
“ Eğer bir sorunun çözümü yoksa o şey hakkında kaygılanmak vakit kaybıdır. Tam tersine, eğer bir sorunun çözümü varsa o şey hakkında kaygılanmak yine vakit kaybıdır.”

Olumlu düşünebilen sağlıklı bir zihinle kalmanız dileğiyle… Sağlıcakla kalın…

Klinik Psikolog Mehmet KAYA




Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git